OLACAKSAN EN İYISI OL!

Ülkemizde maalesef yaz ayları öğrenciler için bir dert aylarıdır. Bu dönemde öğrenciler için hayati öneme sahip OKS ve ÖSS sınav sonuçları açıklanır. Pek çok kimse sınav sonuçlarınızı en az sizin kadar merak eder.  Başarılı olduysanız bir problem yoktur belki, fakat genelde durum sıkıntılıdır çoğu kimse için. Çünkü ne kadar çalışılsa da istenilen yer bir türlü kazanılmaz. Anne ve babalar çocuklara hayatlarında isteyip de sahip olmadıkları meslekleri tercih ettirmeye çalışırlar. Hayatın en önemli kararı bu şekilde verilir. Bir şeyler tercih ederiz ama bilmeyiz nelerin bizi beklediğini. Üzülerek söylüyorum, bu ülkenin en büyük problemlerinden biri insanların yeterince sevmedikleri işleri yapmalarıdır. Dünyaya tekrar gelinecek olsa aynı iş kesinlikle yapılmaz. Oysa bir toplumun ileri seviyeye gelmesi mesleklerine tutkuyla bağlı vatandaşlarına bağlıdır. Douglas Malloc’un da belirttiği gibi insanlar ne iş yaparsa yapsın işlerini en iyi şekilde yapmalılardır.
Dağın tepesinde bir cam olmazsan
Vadide bir çalı ol
Fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın
Çalı olamazsan bir ot parçası ol
Bir yola neşe ver
Bir misk çiçeği olamazsan bir saz ol
Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın
Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz
Yapılacak büyük işler, küçük işler var
Yapacağınız iş size en yakın olan iştir.
Cadde olamazsan patika ol
Kazanmak ya da kaybetmek ölçü  değildir.
Sen her neysen onun en iyisi ol.
Richard Branson şöyle söylüyor: “İş eğlendirmelidir. Yaptığınız işten zevk alın, başarı zaten peşi sıra gelecektir.” Thomas Carlyle ise konuyla ilgili olarak şöyle söyler: “Gençliğimde sandım ki hayat bir sevinçtir. Yetiştim ve gördüm ki hayat bir çalışmadır. Çalıştım ve gördüm ki hayat bir çalışmadır. Çalıştım ve gördüm ki çalışma bir sevinçtir.” Tembelliği alışkanlık haline getiren toplumların sonunu Atatürk şöyle yorumluyor: “Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.” Büyük önder çalışma konusunda da şunları söyler: “Denilebilir ki hiç bir şeye muhtaç değiliz. Yalnız bir tek şeye çok ihtiyacımız var. Çalışkan olmak.”Abraham Lincoln başarısının sırrını soranlara aynen şu cevabı verir: “Hayatımda işi eğlence, eğlenceyi de iş olarak kabul ettiğim için başarı kazandım.” İş dünyasında başarı kazananların işlerini çok sevdiklerini aynı zamanda çok çalıştıklarını görmekteyiz. Ray Kroc, McDonald’s’ı bugün bildiğimiz anlamdaki haline ve dünya çapındaki bir organizasyona dönüştürmek için bir ömür boyu günde 18 saat çalışmıştır. Bugün ülkemizde çok önemli bir kuruluş olan Eczacıbaşı’nın kurucusu Nejat Eczacıbaşı: “Toplumların insan zenginliği, o ülkede yaşayan mesleğine tutkulu insanların sayısı ile orantılıdır. Bilerek ve isteyerek seçilmiş tutkular, insanların en güzel amaçlarına eşsiz yön vericilerdir.” diyerek iş yaşamında başarının anahtarının o işe tutkuyla bağlanmak olduğunu anlatır. Türk futbol tarihinde en başarılı golcülerden biri olan Hakan Şükür ise şöyle söylemektedir; “Eğer işinizden alacağınız zevk, ondan kazandığınız parayı harcarken alacağınız zevkten fazlaysa doğru bir iş yapıyorsunuzdur.”
Elektrik akımından nefret edip elektrik mühendisi olan vardır. Hastane kokusundan nefret ettiği halde doktor olan vardır. Kitap okuma alışkanlığı olamadığı halde kütüphanede görevli olan vardır. Öğrenmeyi ve öğrencileri sevmediği halde öğretmen olan vardır. Müşteriye, tatlı dil ve güler yüzü çok görüp esnaf olan vardır. Evet en büyük problemimiz tutku ile bağlı olmamak mesleklerimize. Hangi işi yaparsanız yapın, ya yaptığınız işi sevin ya da seveceğiniz işi yapın. İtfaiyeci yangın söndürmeyi sevmezse nasıl söner yanan evler? Doktor hastalarını sevmezse, onlara tıbbi bilgilerinin yanında yeterli ilgi ve şefkat gösteremezse nasıl iyileşir hastalar? Martin Luther King ne güzel söylemiş: “Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’in beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup ‘Burada işini çok iyi yapan, dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş.’ desin.”
Fırıncı hamur yoğurmayı sevecek. Çöpçü çöp toplamayı ve temizliği sevecek. Çöpçülükte sevilebilir mi? Bence hangi iş yapılırsa yapılsın o iş sevilmeli. Kaldı ki ünlü bir düşünürün de dediği gibi Zirveler daima boştur. Yani belki her işi yapan insan bulabiliriz ancak her işi en iyi yapan her zaman bulamayabiliriz. İşimizi en iyi yaparak o işin zirvesini dolduran biz olabiliriz.  Lise yıllarımda okuduğum bir yazı beni çok etkilemişti. Japonya’ya giden bir yazar izlenimlerini anlatıyordu köşesinde. Tokyo’da bir metroda sabah saatlerinde temizlik yapan bir çöpçü yazarın dikkatini çeker. Sıradan bir temizlik değildir bu. Çöpçü çöp kovasını öyle temizliyordur ki sanki çöp kovasının boyasını kazırcasına… Bir çöpçü mesleğini bu kadar mı önemser? Hangi işi yaparsak yapalım o işe yüreğimizi ve sevgimizi katmamız gerekiyor. Ve en önemlisi sevdiğimiz işi yapmamız gerekiyor.
…Hemen hemen her söyleyişi de merak edilen sorulardan olan, iyi bir üniversitede, iyi bir eğitim aldığım halde, (Bilkent Üniversitesi, İşletme Bölümü, 1992 mezunu) neden bu kadar riskli bir hayat tarzı kurguladığım sorusunun cevabı orada da pek çok kişi tarafından merak ediliyordu. Bu soruya çok basit olarak hep ‘çünkü yaptığım şeyi seviyorum’ diye cevap veririm. Seçim konusuna gelince, seçimlerimi her zaman seçmediklerime de bakarak değerlendirmeyi daha uygun buluyorum. Çünkü her seçim, başka şeyleri seçmeyiştir aslında. İnsan bir şeyi seçtiği zaman onun alternatifi olan her şeyi seçtiği zaman, onun alternatifi olan her şeyi seçiminin dışında tutuyor demektir. Bence gözden kaçırmamız gereken şeylerden biridir bu. Neyi seçtiğin değil de, neleri seçmeğimizi de görerek, hayatımızı çok daha sağlıklı değerlendirebiliriz. Olaylara yalnızca kendi gözlerimizle ev değil de, başka noktalardan da bakarak çok boyutlu görmeyi denemenin daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Çünkü her seçim bir fedakârlıktır. İnsan istediğini seçerken, neleri feda ettiğini de düşünmelidir. Bugüne kadar gerçekleştirdiğim riskli dağ tırmanışlarını seçerken, terazinin öbür kefesine de sağlığımı, geleceğimi, hayallerimi, ümitlerimi ve sevdiklerimle paylaşımlarımı koyarım. Terazi öyle ya da böyle hep dağın kefesinde daha ağır basar. Çünkü dağın tepesinde,  ilk bakışta görünmese de, anımsanmak, öğrenmek ve bilmek de vardır ve hiçbir şey bundan daha da değerli olamaz. Yine de her birey için değişebilecek bir eşiği olan ne kadar ve nereye kadar zorlanmanın doğru olduğu sorusunun cevabı ancak sağduyuyla verilebilir, insanın kendi sağduyusuyla… Bu sözler çoğumuzun tanıdığı Nasuh Mahruki’ye ait.  Peki, siz dünyaya tekrar gelseniz aynı işi yapar mısınız? Yazımı, çok sevdiğim bir Çin öğüdü ile bitirmek istiyorum.
Bir saatliğine mutlu olacaksanız; şekerleme yapın
Bir günlüğüne mutlu olacaksanız; balık avlamaya gidin
Bir aylığına mutlu olacaksanız; evlenin
Bir yıllığına mutlu olacaksanız; bir servete konun
Ömür boyu mutlu olacaksanız; işinizi sevin

One thought on “OLACAKSAN EN İYISI OL!

  • 6 Aralık 2015 at 21:23
    Permalink

    Yaptığın işten aldığın zevk ondan kazandığın parayı harcarken alacağın zevkten büyük ise iyi yaşamış sayılırsınız.Çetin Altanın sözü Hakan Şükürün değil ..

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>